Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Saldırıya uğradığımız sabah insanların doğal tepkileri Siyonist rejim İsrail’in İstanbul konsolosluğunun kapısına kadar dayanmış. Her ne kadar da kimi mahir abiler “vahyin şahitliğinde” insanları Kur'an okumaya davet etmiş olsa bile, bir takım gençler elçilik binasının bahçesine kadar girebilmişlerdi.
İşte 30 Mart günü İstanbul Çağlayan meydanındaki adalet sarayında, "İsrail konsolosluğuna girmeye teşebbüs etme" isnadıyla yargılanan o 9 gencin davaları vardı. Suçları gemiye saldırının gerçekleştiği saatlerde almış oldukları şehid haberleri nedeniyle konsolosluk binasına girmek istemeleri.
Haince saldırıda 9 şehid onlarca yaralı vermemiz yetmemiş gibi haince saldırıyı yapan Siyonistleri protesto ettikleri için kendi ülkesinin 9 vatandaşını yargılamaya devam ediyordu Türkiye!.
Her geçen gün esip gürlemelerin bir işe yaramadığını aksine kendi vatandaşlarını yargılayarak ne kadar koca bir ülke olduğunu dünyaya göstererek İsrail dostlarını memnun etmek için nasıl çabaladıklarını görmüş olduk. Bu işin bilinen tarafı her ne kadarda esilip gürlense bile hep dillendirilen “diplomatik dil” var ya işte o dille “özür” tazminat” deyip durmaları artık gına getirmeye başladı. Real siyaset diplomatik dili kullanmaya devam ederken, diğer taraftan da yeni bir sektör oluşturanlarda boş durmuyorlar.
Benim üzerinde durmak istediğim asıl konu Mavi Marmara hadisesinin katılımcılarınca harcanması, unutturulmaya çalışılmasıdır. Konun gündemde tutulması için kalem oynatanlara verilen tepkinin anormalliğidir. Gemide bulunmayıp ta kalem oynatanlara "bu konu sizi ilgilendirmiyor, karışmayın bizim işimize!" bulunanlara ise "Aaaa hala bu konuda devam mı ediyorsunuz? İşi sulandırmayın Real siyaset bu işin çok fazla gündemde tutulmasını istemiyor vazgeçin bundan..!"
9 gencin yargılandığı davayı protesto etmek için yapılan basın açıklamasını iki gurup halinde yapılması ise evlere şenlik. Komik gerekçe olarak Filistin davasının mücadelesini vermekte olan “Hamas” “İslami cihad” ve Lübnan “Hizbullah”ının bayraklarının açılmasını gösterilmesi. Bunu neyle izah edecekler demeyin, nasıl olsa Mavi Marmara’nın da bir bayrağı vardır onu sallayarak Filistin davasını yürüteceklerdir herhalde...!
Yargılanmalarına devam edilen gençler beraat ettiler bu işin sevindirici yanı. Onur verici yanı ise, duruşmaya anne babalarıyla birlikte katılan dört kardeşin basın açıklamasında "bu gün olsa yine gideriz" açıklamalarıydı.
Tanımıyordum onları ama onlar benim gibi tanımadıkları 600 dolayında insan için harekete geçmişlerdi protesto etmişlerdi İsrail’i. Gemiye katılanlar ise onlarla birlikte olmak yerine "bayrakları bahane ederek" ayrı yerde durmuş çevreden geçenleri üzerelerine güldürmüşlerdi. Bu saçmalık bırakalım üzmeyi, Siyonistlerin ve yerli işbirlikçilerinin iştahlarını kabartmış, Siyonist yayın organlarında çıkan “Türkiye İsrail’e dava açmaktan vazgeçti” açıklamasını yapanları haklı çıkarmıştı.
İsrail yargılanmayacak, yargılansa bile mahküm edilecek olanlar bu gidişle yine Mavi Marmara katılımcıları olacaktır. Çünkü bir mücadele o mücadeleyi yapanlar tarafından basite alınırsa o mücadeleyi kim ciddiye alacak, kim muhatap olacak? Düşünün 18 ay sonra Ankara’da saldırıyla ilgili olarak ne yapılabilir toplantısı yapılacakmış. Eğer dava açılmazsa zaman aşımından dolayı daha sonra dava açamazmışız. Güldürmeyin insanı Allah aşkına 18 aydır açtıramadığınız davayı 45 günde mi açtırıp, bitireceksiniz?..
Böylesine ciddi bir davanın “Sektör” haline getirilmesi ister istemez insanı düşündürmektedir. Kendi vatandaşlarına yapılan haince saldırıyı hükümet eliyle birtakım politik fikirler ve diplomatik sürüncemeye bırakılması gerçektende insanı kahretmektedir.
Siyonist İsrail rejiminin varlığının hiçbir anlamının olmadığı için açılması düşünülen “tazminat” davasında bulunmak istemiyorum. Hukukçu değilim ama derler ya “Görünen köye kılavuz istenmez” bu davanın sonucunun yine İsrail’in haklılığıyla sonuçlanacağını, Mavi Marmara kartının elde tutulup Real siyaset için yeri geldiğinde kullanılabileceğini, oluşturulan yeni bir sektörün bu işi sadece basitleştirmeye devam edeceğini tahmin ettiğim için Pir sultan Abdal’ın deyimiyle:
Ben de şu dünyaya geldim giderim, Kalsın benim davam divana kalsın, Muhammed Ali'dir benim vekilim, Kalsın benim davam divana kalsın. Yorulan yorulsun ben yorulmazam Derviş makamından ben ayrılmazam, Dünya kadısından ben sorulmazam, Kalsın benim davam divana kalsın….
Bende diyorum ki, Siyonist İsrail hak ettiğini alacak buna şüphem yoktur, o nedenle rahatım. Benim davam beni koruyamayanlarla, davamı basitleştirenlerle, sektöre dönüştürenlerle “Varsın benim davam mahşere kalsın.”
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.
a_h_almali@mynet.com
Abdulhelim ALMALI